Semavi Eyice, Türkiye’de Bizans sanatı tarihi alanının öncü isimlerinden biri olarak kabul edilen, uzun akademik hayatı boyunca İstanbul’un tarihî mirasını, Bizans eserlerini, Osmanlı mimarisini ve kaybolan kültür varlıklarını titizlikle inceleyen çok yönlü bir sanat tarihçisidir. Türkiye’nin ilk Bizans sanat tarihçisi olarak anılan Eyice, yalnızca üniversite kürsülerinde ders veren bir akademisyen değil, aynı zamanda saha araştırmaları, makaleleri, kitapları, ansiklopedi maddeleri ve kültürel mirası koruma konusundaki ısrarlı tavrıyla öne çıkan bir ilim insanıdır.
Bu yönüyle Semavi Eyice’nin hayatı, sadece bir akademik kariyer hikâyesi değildir. Onun yaşamı; İstanbul’u sokak sokak tanıma tutkusu, tarihî eserleri belgelemeye adanmış bir çalışma disiplini, yazıya ve araştırmaya duyulan derin bağlılık ve kültür mirasını gelecek nesillere aktarma çabası etrafında şekillenmiştir. Aşağıda yer alan bu blog yazısında Semavi Eyice’nin hayatı, eğitimi, akademik kariyeri, eserleri, çalışma yöntemi ve bıraktığı miras yalnızca ilettiğin bilgiler doğrultusunda ele alınmıştır.
Semavi Eyice’nin Hayatı

Semavi Eyice, 9 Aralık 1922 tarihinde İstanbul’un Kadıköy semtinde dünyaya geldi. Doğumundan kısa süre önce Haydarpaşa Çayırı Yangını sırasında Kadıköy’deki evleri harap hale geldiği için ailesi Selimiye’deki bir akraba evine taşınmak zorunda kaldı. Bu nedenle Semavi Eyice, doğrudan kendi aile evinde değil, Selimiye’deki bu akraba evinde doğdu. Daha sonra evlerinin tamir ve bakımı tamamlanınca aile yeniden Kadıköy’deki evlerine döndü.
Babası, Amasra’nın köklü ailelerinden Eyiceoğulları’na mensup ve deniz kuvvetlerinden emekli Mehmet Kâmil Bey’dir. Annesi ise yine Amasralı Hacı İbrahim Kaptan’ın kızı Hatice Hanım’dır. Ailenin İstanbul’a yerleşme hikâyesi, baba tarafından dedesi Mustafa Efendi’nin 1890’lı yıllarda İstanbul’a yerleşme kararıyla başlamıştır. Böylece Semavi Eyice, hem köklü bir aile geçmişi hem de İstanbul merkezli bir kültürel çevre içerisinde yetişmiştir.
Aile Çevresi ve İlk Yılları
Semavi Eyice’nin çocukluk yılları, İstanbul’un tarihî dokusuyla erken yaşta kurduğu ilişki bakımından dikkat çekicidir. Daha küçük yaşlarda sanat tarihine ilgi duymaya başlaması, onun sıradan bir öğrencilik hayatı sürmediğini gösterir. Hafta sonlarını İstanbul’un tarihî sokaklarında dolaşarak, eski eserlerin fotoğraflarını çekerek ve gözlemlerini not alarak geçirmesi, sonraki yıllardaki akademik yönelişinin temelini oluşturmuştur.
Bu ilgi zamanla geçici bir merak olmaktan çıkıp kalıcı bir tutkuya dönüşmüştür. İstanbul’u sadece bir şehir olarak değil, tarihî kimliğiyle okunması gereken büyük bir kültür alanı olarak görmeye başlayan Eyice, ileride gerçekleştireceği çalışmaların çoğunu da bu birikim üzerine kurmuştur. Onun çocukluk yıllarından itibaren eski eserlerle kurduğu bağ, hayatının tamamına yayılan araştırma heyecanının başlangıç noktasıdır.
Eğitim Hayatı
Semavi Eyice, ilköğrenimine Kadıköy Saint Louis’de başladı. Dönemin şartları gereği bu okul kapanınca, ağabeyinin de okuduğu Saint Joseph Fransız okuluna geçti. Ancak bu okulun da kapanmasının ardından ilkokulunu Osmangazi İlkokulu’nda tamamladı. Eğitim hayatının erken dönemindeki bu geçişler, onun farklı kurumlarda bulunmasına rağmen öğrenim hayatını istikrarlı biçimde sürdürdüğünü göstermektedir.
Orta ve lise öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlayan Eyice, 1943 yılında buradan mezun oldu. Aynı yıl, Türkiye’de o dönem ihmal edilmiş bir alan olan arkeoloji ve sanat tarihi eğitimi almak üzere kendi kararıyla Almanya’ya gitmeyi seçti. Uzun resmî işlemler sonunda Ankara’dan alınan izinle, II. Dünya Savaşı’nın en zor yıllarında Sirkeci Garı’ndan trene binerek Almanya’ya gitti. 1944’te Viyana’da, 1944-1945 yıllarında ise Berlin üniversitelerinde öğrenim gördü ve bu süreçte sanat tarihinin önemli isimleriyle tanıştı.
Almanya Yılları ve Akademik Yönelişi
Semavi Eyice’nin Almanya’ya gitme kararı, onun akademik hayata ne kadar bilinçli ve kararlı şekilde yöneldiğini göstermesi bakımından önemlidir. Savaşın ağır koşulları altında eğitim görmek, yalnızca akademik cesaret değil, aynı zamanda güçlü bir irade de gerektiriyordu. O yılları anlatırken savaşın gölgesinde okumaya ve hayatta kalmaya çalışan genç bir insanın tecrübesini soğukkanlı biçimde aktarması, onun karakterini de yansıtır.
Bu dönem, Eyice’nin sanat tarihi alanında ciddi bir formasyon edinmeye başladığı evredir. Viyana ve Berlin’de bulunduğu yıllar, yalnızca ders aldığı bir eğitim süreci değil, aynı zamanda sanat tarihinin önemli isimleriyle temas kurduğu, bakış açısını geliştirdiği bir hazırlık dönemi olmuştur. Türkiye’ye döndüğünde göstereceği akademik performansın arka planında bu yılların büyük payı vardır.
Akademik Kariyerinin Başlangıcı
Semavi Eyice, 1945 yılında yurda döndükten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde eğitimine devam etti. 1948 yılında, Sanat Tarihi Kürsüsü’nde Türk-İslam sanatı dersi veren Prof. Ernst Diez’in danışmanlığında hazırladığı İstanbul Minareleri adlı lisans teziyle mezun oldu. Aynı yıl Sanat Tarihi Kürsüsü’ne asistan olarak atandı ve böylece akademik kariyerine resmen adım attı.
1951 yılında Bizans sanatı tarihi dersleri vermek üzere İstanbul’a gelen ve Berlin Üniversitesi’nden hocası olan Prof. Ph. Schweinfurth’un asistanlığını yaptı; derslerini Türkçe’ye çevirdi. Aynı dönemde Edebiyat Fakültesi’nde İslam sanatı dersleri veren Prof. K. Erdmann ile Prof. A. Gabriel’in konferans ve derslerini de Türkçe’ye tercüme etti. Yaz aylarında ise Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde incelemelerde bulunarak saha çalışmalarını sürdürdü.
Doktora ve Doçentlik Süreci
Semavi Eyice, Ârif Müfit Mansel başkanlığında gerçekleştirilen Side arkeolojik kazılarına katıldı ve 1952 yılında Side’nin Bizans Dönemine Ait Yapıları başlıklı teziyle doktor unvanını aldı. Bu çalışma, onun Bizans dönemi yapılarına yönelik akademik uzmanlığını belirginleştiren önemli bir aşama oldu.
1955 yılında ise İstanbul’da Son Devir Bizans Mimarisi başlıklı çalışmasıyla doçent oldu. Böylece Eyice, Türkiye’de Bizans sanatı alanında uzmanlaşan ve bu alanı sistemli biçimde temsil eden öncü bir akademisyen olarak öne çıkmaya başladı. 1954 yılında Kamuran Yalgın ile evlenmesi de bu dönemin önemli kişisel gelişmeleri arasında yer alır.
Bizans Sanatı Çalışmalarındaki Öncü Rolü
Semavi Eyice, 1963 yılında Edebiyat Fakültesi’nde kurulan Bizans Sanatı Kürsüsü’nün başına getirildi. Bu görevini, kürsünün 1982 yılında kapatılmasına kadar sürdürdü. Bu süreçte Türkiye’deki Bizans sanatı çalışmalarına öncülük etti ve alanın kurumsallaşmasında belirleyici bir rol oynadı.
1961-1962 yıllarında Türk Trakyası’nda yaptığı araştırmalar ve incelemeler sayesinde buradaki Bizans dönemine ait eserleri ilk defa etraflı biçimde ilim dünyasına tanıttı. Bu yönüyle yalnızca teorik çalışmalar yapan bir akademisyen değil, sahaya inerek belgeleyen, tespit eden ve tanıtan bir araştırmacı kimliği sergiledi.
Profesörlüğü ve Öğretim Faaliyetleri
Semavi Eyice, 1964 yılında İlk Osmanlı Devrinin Dinî-İçtimaî Bir Müessesesi: Zâviyeler başlıklı teziyle profesörlüğe yükseldi. Böylece yalnızca Bizans sanatı tarihiyle değil, Osmanlı dönemi kurumları ve mimarisiyle de ilgilenen geniş kapsamlı bir sanat tarihçisi olduğunu ortaya koydu.
1990 yılında emekli olmasına rağmen öğretim faaliyetlerini bırakmadı. Emekliliğine kadar İstanbul Üniversitesi’nde yürüttüğü derslerin yanında, Bizans sanatı hakkında yurt içi ve yurt dışındaki çeşitli üniversitelerde misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. Emekli olduktan sonra da lisans ve yüksek lisans düzeyinde ders vermeye devam ederek akademik üretkenliğini sürdürdü.
Kültürel Mirasın Korunması İçin Verdiği Mücadele
Semavi Eyice’nin çalışmalarında yalnızca akademik bilgi üretimi değil, kültürel mirasın korunması da merkezî bir yer tutar. Çocukluğundan itibaren İstanbul’u sokak sokak dolaşması, tarihî eserleri not etmesi ve fotoğraflaması, ilerleyen yıllarda bir kültür koruyucusuna dönüşmesinin hazırlığı olmuştur. Türkiye’deki Bizans eserlerinin bir arşivinin oluşturulması için çalışmış, bu eserleri belgelemeyi ve bilim dünyasına tanıtmayı görev edinmiştir.
Onun üzerinde özellikle durduğu konulardan biri de çeşitli sebeplerle yok edilen tarihî eserlerdi. Bizans dönemi sanat eserlerini ortaya çıkarmaya çalışırken, Osmanlı’nın bu topraklara bıraktığı mimari ve kültürel izlerin de korunması gerektiğini savunmuş; yok olmaktan kurtaramadığı eserlerin ise en azından kayıt altına alınmasına önem vermiştir. Yanlış şehircilik anlayışıyla kaybolan şehir kimliğinin yeniden fark edilmesi ve tarihî eserlerin yeni nesillere aktarılması için mücadele etmiştir.
“Tek Kişilik Ordu” Olarak Semavi Eyice
Semavi Eyice’nin bu alandaki çabası, metinde de ifade edildiği üzere onu adeta “tek kişilik bir ordu” haline getirmiştir. İstanbul’u “İstanbul” yapan sanat eserlerinin ortaya çıkarılması, savunulması ve yaşatılması için tek başına büyük bir mücadele vermiştir. Onun bu yönü, sadece bilimsel araştırmacı kimliğiyle değil, tarihî mirasa sahip çıkan tavrıyla da hatırlanmasını sağlamıştır.
Türk ve Osmanlı mimarisi, kaybolan tarihî eserler, yabancı seyyahların aktardıkları, ressamların tarihî belge niteliği taşıyan eserleri, İstanbul ve Türk medeniyetine hizmet etmiş kişiler ile Türk sanat tarihi literatürü üzerine yaptığı incelemeler, bu geniş ilgisinin başlıca örnekleridir. Türkiye’deki Ceneviz izleri üzerine yürüttüğü çalışmalar da sanat tarihi alanında hissedilen boşluğun kapatılmasına katkı sağlamıştır.
Eserleri ve Yayınları
Semavi Eyice son derece üretken bir ilim adamıydı. Makale, ansiklopedi maddesi, kitap, kitap tanıtımı, konferans ve sempozyum bildirileri ile araştırma raporları dahil olmak üzere çalışmalarının sayısı 1600’e ulaşmıştır. Bu hacim, onun ne kadar disiplinli ve sürekli çalışan bir akademisyen olduğunu açık biçimde göstermektedir.
İlk makalesi, üniversite öğrenciliği yıllarında İstanbul’un Bizans eserlerine dair yazdığı ve İstanbul Ansiklopedisi’nde yayımlanan yazıdır. Bizans sanatıyla ilgili ilk makalesi ise İznik’e dairdir ve 1949 yılında yayımlanmıştır. Daha geniş kapsamlı çalışması ise 1988’de İznik Tarihçesi ve Eski Eserleri adıyla yayımlanmıştır. Kitapları arasında Istanbul Petit guide à travers les monuments byzantins et turcs, Son Devir Bizans Mimarisi, Küçük Amasra Tarihi ve Eski Eserleri Kılavuzu, Galata ve Kulesi, Bizans Devrinde Boğaziçi, Yabancıların Gözüyle Bizans İstanbul’u, Mimar Sinan’ın Gurbette Kiliseye Çevrilen Eseri Bosnalı Sofu Mehmed Paşa Camii ve Bir Zamanlar Kâğıthane yer almaktadır.
Ansiklopedi ve Dergi Yazıları
Semavi Eyice’nin yalnızca kitapları değil, ansiklopedi maddeleri ve dergilerde yayımlanan makaleleri de son derece önemlidir. Türk Tarih Kurumu’nun Belleten’i başta olmak üzere çok sayıda dergide makaleleri yayımlanmıştır. Ayrıca İstanbul Ansiklopedisi, Türk Ansiklopedisi, İslâm Ansiklopedisi, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi ve Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi için çok sayıda madde kaleme almıştır.
Özellikle TDV İslâm Ansiklopedisi’ne yaptığı katkı dikkat çekicidir. Ansiklopedinin kuruluşundan itibaren ilim ve inceleme kurullarında görev almış, müellif ve redaktör olarak çalışmış, mimari ilim dalındaki maddelerin hazırlık sürecine büyük katkı sağlamıştır. Bu ansiklopedide mimari alanında yayımlanan 440 madde onun imzasını taşımakta, toplam 46 cildin 37’sinde yazıları yer almaktadır. Böylece ansiklopedinin en çok madde yazan yazarı olmuştur.
Çalışma Disiplini ve Yazı Üslubu
Semavi Eyice’nin akademik kişiliğinin en belirgin yönlerinden biri çalışma disiplinidir. Kaynakların eksiksiz incelenmesini temel ilke olarak benimsemiş, hiçbir kaynağın gözden kaçırılmamasına büyük önem vermiştir. İstediği kaynakların ilgili sayfalarının fişlenmesini, araştırmanın sistematik biçimde hazırlanmasını ve yazıların belirli bir metodolojiyle oluşturulmasını istemesi, onun ne kadar titiz bir araştırmacı olduğunu gösterir.
Yazı üslubu ise sade, akıcı ve anlaşılırdır. Maddelerinin kısa ve öz, objektif bakış açısıyla yazılmasına; kaynakçasının sağlam ve görsel destekli olmasına büyük dikkat etmiştir. Elindeki belge ve görselleri ilim dünyasıyla paylaşmayı bir görev kabul etmesi de onun araştırmayı yalnızca kişisel bir birikim olarak görmediğini, kamusal bir sorumluluk olarak değerlendirdiğini ortaya koyar.
İlme Adanmış Bir Hayat
Semavi Eyice, gözlerindeki rahatsızlık nedeniyle hayatının son yirmi yıla yakın döneminde kitap okuyamaz ve yazı yazamaz hale gelse de, hafızasındaki birikimi kullanarak yazdırmaya ve bilgisini paylaşmaya devam etmiştir. En büyük üzüntüsünün, ömrünü adadığı İstanbul’u ve tarihî eserleri artık görememek olduğu belirtilmektedir. Buna rağmen yayınları takip etmeye çalışmış, araştırmacılara bilgi vermeyi sürdürmüştür.
Onun hakkında aktarılanlar, yalnızca bilgili bir akademisyeni değil, aynı zamanda gerçek bir ilim adamını göstermektedir. Bilmediği bir şey olduğunda “Bilmiyorum” demekten çekinmeyen, doğru bildiğini söyleyen, değerlerinden taviz vermeyen, dürüst ve saygılı bir şahsiyet olarak tanımlanmıştır. Bu yönüyle Semavi Eyice, akademik niteliklerinin ötesinde örnek bir çalışma ahlakı bırakmıştır.
Ödülleri, Görevleri ve Son Yılları
Semavi Eyice, uzun yıllar Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu, Türk Tarih Kurumu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yönetim Kurulu ve İstanbul Üniversitesi Senatosu gibi önemli kurullarda görev yaptı. Türk Tıp Tarihi Enstitüsü ve Atatürk Kültür Merkezi şeref üyeliklerinin yanı sıra Alman Arkeoloji Kurumu ve Belçika Krallık Akademisi’nin aslî üyesi oldu. Ayrıca Fransız hükümetinin Légion d’Honneur madalyasına layık görüldü.
Bunun yanında TÜBA üyeliği, Atatürk Kültür Merkezi Hizmet Ödülü, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, ESKADER ödülü ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından verilen Yüzyılın İslâm Kültür Hizmeti Onur ve Hizmet Ödülü gibi çok sayıda takdir ve ödül aldı. Eşi Kamuran Hanım’ın 2016 Mayıs’ında vefatından sonra sağlık sorunları artsa da, son ana kadar projelerini heyecanla anlatmayı sürdürdü.
Vefatı ve Ardında Bıraktığı Miras

Semavi Eyice, 28 Mayıs 2018 Pazartesi günü vefat etti ve Fatih Camii hazîresine defnedildi. Böylece İstanbul’a, tarihî eserlere ve sanat tarihine adanmış uzun bir ömür sona erdi. Ancak onun ardından bıraktığı miras yalnızca kitaplardan ya da makalelerden ibaret değildir.
Semavi Eyice, İstanbul’un hafızasını taşıyan, bu şehri tarihî ve fizikî kimliğiyle anlamaya çalışan, kaybolan eserlerin izini süren ve kültürel mirası korumak için mücadele eden büyük bir ilim adamı olarak anılmaktadır. Yetiştirdiği öğrenciler, yazdığı eserler, ansiklopediye yaptığı katkılar ve ortaya koyduğu bilimsel birikim sayesinde hem akademik dünyada hem de İstanbul’un kültürel hafızasında yaşamaya devam etmektedir.
“Semavi Eyice Kimdir? Hayatı ve Eserleri” gibi diğer içeriklerimiz için bilgilendirici yazılarımıza göz atabilirsiniz.
Genel Değerlendirme
Semavi Eyice’yi yalnızca bir sanat tarihçisi olarak tanımlamak eksik kalır. O, aynı zamanda bir hafıza taşıyıcısı, bir belgeleyici, bir koruyucu ve kültür mirasına sahip çıkan güçlü bir aydın kimliğidir. İstanbul’un sokaklarında başlayan gözlem yolculuğunu, ömrünün sonuna kadar sürdüren Eyice, ardında kalıcı ve güçlü bir akademik iz bırakmıştır.
Bu nedenle Semavi Eyice, Türkiye’de sanat tarihi ve Bizans araştırmaları denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri olmayı sürdürmektedir. Onun çalışmaları, sadece geçmişi anlamaya değil, geçmişin değerini gelecek kuşaklara aktarmaya da hizmet etmektedir.
İlginizi çekebilecek diğer içeriklerimiz:
Halil İnalcık Kimdir? Hayatı ve Eserleri






Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!