Çanakkale’nin Kahramanı: Seyit Onbaşı’nın Gücü
Bir zamanlar, Türkiye’nin batısında, Balıkesir’in küçük bir köyünde yaşayan güçlü, sessiz bir asker vardı. Adı Seyit Onbaşı idi. Çocukluğundan beri çalışkan, cesur ve inatçı biriydi. Köyünde kimse onun kadar ağır yükleri kolayca taşıyamazdı. Fakat kimse o günlerde, bu güçlü adamın bir gün tarihin akışını değiştireceğini bilmiyordu.
Yıl 1915’ti. Çanakkale Boğazı’nda gökyüzü dumanla kaplıydı. Top sesleri yankılanıyor, deniz dalgaları savaş gemilerinin gürültüsüyle karışıyordu. Düşman donanması, devasa gemileriyle İstanbul’a ulaşmak istiyordu. Türk askerleri ise “Çanakkale geçilmez!” diyerek tüm güçleriyle vatanlarını savunuyordu. O gün Seyit Onbaşı, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda görevdeydi.
Çatışmalar son derece şiddetliydi. Düşman donanmasındaki “Queen Elizabeth” adlı gemi, devasa toplarıyla ateş açıyor, her patlamada yer adeta titriyordu. Türk topçuları ise büyük bir kararlılık ve cesaretle karşılık veriyordu. Tam bu sırada, Seyit’in görev yaptığı topun vinci aniden arızalandı. Bu durum, mermilerin artık mekanik sistemle topa sürülemeyeceği anlamına geliyordu. Yaklaşık 276 kilo ağırlığındaki mermiler o kadar büyüktü ki, bir askerin bunları tek başına kaldırabilmesi neredeyse imkânsız gibi görünüyordu.

Ama Seyit Onbaşı “imkânsız” kelimesine inanmadı. Etrafına baktı, yerde yatan arkadaşlarını gördü, topun sessizce beklediğini hissetti. İçinde bir ses “Bu vatan senden yardım bekliyor!” dedi. Derin bir nefes aldı, elleriyle mermiyi kavradı ve kimsenin yapamayacağını yaptı: 276 kiloluk mermiyi sırtladı!
O an herkes donup kaldı. Seyit adım adım yürüdü, ter içinde kaldı ama pes etmedi. Mermiyi topa yerleştirdi, nişan aldı ve ateşledi. Mermi düşman gemisine isabet etti. Bir, iki, üç atış yaptı. Üçüncü atışta Ocean adlı İngiliz zırhlısı büyük bir patlamayla suya gömüldü. Düşman geri çekilmek zorunda kaldı.

O an, sadece bir merminin değil, bir milletin umudunun ateşi yanmıştı. Seyit Onbaşı, vatan sevgisiyle, inancıyla ve gücüyle Çanakkale’nin kaderini değiştirmişti.
Savaş bittiğinde, komutanı ona tekrar aynı mermiyi kaldırmasını istedi. Ancak Seyit Onbaşı bu sefer kaldıramadı. Çünkü o günkü güç, sadece kas gücü değil, kalbin gücüydü. O gün, yüreğinde vatan sevgisiyle dolu bir kahraman doğmuştu.

Bugün Çanakkale’ye giderseniz, Seyit Onbaşı’nın heykelini görebilirsiniz. O heykel, sadece bir askeri değil, inancın ve kararlılığın sembolünü anlatır. Çünkü bazen bir insan, bir mermiyle değil, yüreğiyle tarih yazar.
Ve biz, her 18 Mart’ta, Seyit Onbaşı’nın o dev top mermisini değil; taşıdığı o büyük yüreği hatırlarız.